Sunuş

Muhterem Okuyucularımız;

Zilhicce ayının ilk on gününe, Hac, Kurban ve Kurban Bayramı’na denk gelen bir sayı ile daha huzurlarınızdayız. Bu ay, bu günler çok bereketli… Bir tarafta Allâh’ın dâvetine uyarak Kâbe’ye, mukaddes mekânlara giden milyonlarca hacı adayı, “Annelerinden doğdukları gün gibi” tertemiz bir şekilde memleketlerine dönecekler, bir tarafta kurban bayramı münâsebetiyle pek çok hayvan kurban edilecek ve Müslümanlar, gönüllerindeki pürüzlerden, hayatlarındaki günah ve isyanlardan Allâh’a yaklaşmaya birer vesile arayacaklar.

Âyet-i kerimede buyrulduğu gibi, “kesilen hayvanların ne etleri, ne de kanları” Allah Teâlâ’ya ulaşıyor. Allâh’ın kullarından istediği itaat, teslimiyet, takvâ, kulluk ve kurbiyet (yakınlık)… Diğerlerinin hepsi teferruât… O hâlde bu kulluğa ve kurbiyete yakışacak duygu, düşünce ve davranışlara yönelmemiz gerekiyor.

Artık kendi kabuğumuzu, benliğimizi, nefsâniyetimizi, egomuzu unutmalı, “hevâ ve hevesimizi kurban etmeli”, diğergâm, geniş yürekli ve bütün ümmeti, bütün insanlığı kucaklayan bir hâle gelmeliyiz. Afrika’da aç yatan bebeğin ızdırabını da duymalı, Sûriye’de bombalar, katliâmlar içinde çırpınanı da… Irak’ta mezhep çatışmaları temelinde atılan her bomba, aynı zamanda bizim evimizde patlamalı… Onun yaşattığı dehşeti, korkuyu, acıyı biz de duymalı, biz de yaşamalıyız. Bugünler, bu acılar bize tefrikadan birliğe gitmenin yollarını öğretmeli… Biz ayrıldıkça, biz nefsimizin, kendi gurur, kibir ve benliğimizin peşinde sürüklendikçe “lif lif koptuk”… Artık tek bir vücud gibi, birbirimizin acısından, açlığından, ızdırabından haberdar olamıyor; birlikte gülemiyor, birlikte ağlayamıyoruz maalesef…

Bugünler, bizi tekrar birleştirmeli… Aynı Rabb’e inanan, aynı Kitab’ı okuyan, aynı peygambere “ümmet” olan insanlar, yine “birliğe” kavuşmalı… Bu yüzden hem ferdî hayatımızda, hem âilemizde, hem de toplumlarımızda “başı buyruk bir şekilde ferman okuyan nefislerimizi” hizaya sokmak, onların bir “ilâh” gibi bize emirler yağdırmasına “Dur!” demek zorundayız.

Gelin, bu kurban bayramında, azgın ve kötülüğü emreden nefislerimizin, hevâ ve heveslerimizin boyunduruğundan çıkalım. Onları, Rabbimizin rızâsı için, O’nun istediği şekilde “kurban” edelim. Bu vesileyle hacca giden bütün kardeşlerimize mebrur ve makbul bir hac temennî eder, Kurban Bayramı’nın bütün insanlığa, bilhassa İslâm Âlemi’ne farklı bir uyanış ve Rabb’e dönüş iklimine medâr olmasını niyaz ederiz. Her geçen günümüz, madden Rabbimize yaklaştırdığı gibi, inşaallâh mânevî olarak da yükselip ona yakınlaşmamıza vesile olur.

Gelecek sayıda buluşuncaya dek, Allâh’a emânet olunuz.

 

Tashih: Geçen sayımızda “Cennet, Hangi Annenin Ayakları Altında” yazısının yazarı aslında “Emine Yıldırım” iken, teknik bir hata sebebiyle sehven “Emin Yıldırım” olarak yayınlanmıştır. Düzeltir, muhterem yazar ve değerli okuyucularımızdan özür dileriz.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle